“Almadığım işlemler doğru çıkarken aldığım işlemler patlıyor.”, “Fonda ilk iki aşamayı geçtiğim halde funded olduktan sonra algım kilitleniyor, para kazanamıyorum ve fon patlıyor.”, “Tek başıma aldığım işlemler kazançla sonuçlandığı halde başkalarına verdiğim işlemler kayıpla sonuçlanıyor.”, “Arkadaşlarımla beraberken canlı işlem almak istediğimde sonuç genellikle kayıp oluyor”, “İlk işlemime bir türlü giremiyorum”, “Büyük bir kayıp yaşadım ve uzun bir süre sonra tekrar işlem almak istediğim halde yapamıyorum” gibi söylemlere sahipseniz bugün bu duruma yol açabileceğini düşündüğüm iki farklı kavramdan bahsedeceğim.
Benlik Saygısı Nedir?
Yazıya öncelikle “benlik saygısı” kavramını tanımlayarak başlamak istiyorum. Benlik saygısı, bireyin kendi benliğine yönelik genel tutumunu ifade eder; kişinin kendisini ne kadar değerli, yeterli ve önemli gördüğüne dair içsel bir değerlendirmedir. “Ben yeterliyim”, “Sevilmeye değerim”, “Başarılı olabilirim” gibi söylemler bu değerlendirmelerin yansımalarıdır. Bireyin sosyal çevresinden aldığı geri bildirimler ile kendi içsel değerlendirmelerinin birleşimi sonucunda şekillenir.
Şimdi asıl konumuza geçebiliriz: Normal şartlar altında ya da geriye dönük testlerde başarılı olduğumuz halde, neden canlı işlemlerde veya başkalarının yanında aldığımız işlemlerde aynı başarıyı gösteremiyoruz? Bu konuda daha önce de benzer bir yazı yazmıştım, “Neden “mış” gibi yapmak yerine canlı işlem almalısınız?” adlı yazıma göz atabilirsiniz. Bu durumu anlamlandırabilmek için iki önemli psikolojik kavramdan söz edeceğiz: Öz ketleme (Self-Handicapping) ve Kendini Gerçekleştiren Kehanet (Self-Fulfilling Prophecy).
“İnsanlar riskten kaçınarak kendilerini aşağılık olma durumundan korurlar.” – Alfred Adler
Edward E. Jones ve Steven Berglas tarafından ortaya atılan öz ketleme davranışı, bireyin olası bir başarısızlık, üzüntü veya hayal kırıklığına karşı kendini psikolojik olarak koruma çabasıdır. Kişi, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde, performansını düşürecek bahaneler veya engeller yaratarak olası bir başarısızlık durumunda sorumluluktan kaçınır. Bu davranışın temelinde, bireyin benlik saygısını, yeterlilik algısını ve psikolojik iyi oluşunu koruma isteği vardır. Basitçe ifade etmek gerekirse, başarısız olma ihtimali olan bir duruma hiç girmemek, kişinin “başarısız biri” olarak algılanmasını engeller; çünkü ortada değerlendirme yapılabilecek bir performans yoktur.
İçini rahatlatmak ve sorumluluk almamak
Öz ketleme davranışında birey, başarısızlık durumunda “çaba göstermediği” veya “koşulların elverişsiz olduğu” gerekçesiyle kendini rahatlatır; başarı durumunda ise “tüm olumsuzluklara rağmen” başarabildiğini göstererek kişisel özelliklerinin ve başarısının daha da büyük olduğu yönünde bir algı oluşturur.
Örneğin dağdaki bir çobanın üniversite sınavında birinci olması bizler için olağanüstü bir başarı olarak değerlendirilirken (Başarısız olmasına yol açacak çok fazla sorun mevcut); başarısız olması daha beklendik karşılanabilir ve başarısızlığın nedeni, çocuğun içinde bulunduğu koşullara bağlanabilir. Buna karşın, tüm imkânların sunulduğu bir öğrencinin başarısız olması, doğrudan kişisel eksikliklerine veya zekasına atfedilebilir. Bu noktada “zeki” bir öğrenci, başarısızlığının kendisine yüklenmesini engellemek için “kaydırma yaptım”, “sınavda rahatsızlandım” ya da “önceki gece uyuyamadım” gibi bahaneler üretebilir.
Performansın bilerek sabote edilmesi ne işe yarar?
Bu sayede başarısızlıklar örtbas edilip dışsallaştırılabilir ve kişi diğerlerinin gözündeki imajını koruyabilir; başarılar ise normalde olduğundan daha fazlaymış gibi algılanabilir. Özellikle benliği tehdit edici durumlarda kişinin anlamlı değerlendirmeler yapmasından kaçınmasını sağlar. Olası bir değer kaybına karşılık kişinin kendi değerini korumak için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Temelinde yetersizlik algısı yatmaktadır, bu kişiler kendi beceri ve performanslarına dair belirsizlik hissine sahiptirler. Özellikle, başarı üzerinden sevgi, saygı veya değer görmeye alışmış bireylerde bu davranışın daha sık ortaya çıktığı gözlemlenir. Çünkü bu kişiler için başarısızlık, yalnızca kişisel bir eksiklik değil, aynı zamanda ilişkilerinde ve sosyal çevrelerinde kabul görmeme riskini taşır.
En başta sorduğumuz sorulara dönecek olursak, bu tür durumları yaşayan kişilerin aslında kendi kendilerini sabote ettiklerini söyleyebiliriz. Başka bir deyişle, kişi dışsal bir engelle değil, zihinsel bir bariyerle mücadele etmektedir. Diğerlerinin kendisini değerlendireceği bir ortamda -örneğin canlı işlem esnasında ya da sosyal bir grupta- henüz işlem yapmadan önce “Ben o kadar iyi değilim.”, “Hâlâ öğrenme aşamasındayım.” gibi söylemlerle performansını bilinçsizce küçültmeye başlayabilir. Bu, öz ketleme davranışının klasik bir örneğidir.
Büyük kayıplardan sonra kendimizi bilerek ketliyor olabilir miyiz?
Benzer bir durum, büyük kayıplar yaşamış traderlarda da gözlemlenir. Birey geçmişte yaptığı bir hata ya da yanlış piyasa okuması sonucu ciddi bir zarar ettiğinde, aynı acıyı yeniden yaşamamak için işlem yapmaktan kaçınmaya başlar. Kendi kendine “Zamanı değil.”, “Piyasa çok belirsiz.”, “Biraz daha analiz yapmalıyım.” gibi bahaneler üretir. Bu bahaneler, mantıklı görünse de aslında benliği koruma mekanizmasının bir uzantısıdır. Arka arkaya alınabilecek birkaç başarılı işlem bile bu negatif inancı zayıflatabilecekken, kişi işlem yapmadığı için bu deneyimi asla yaşayamaz. Böylece, başarısızlıktan kaçınma çabası zamanla kalıcı bir pes etme haline dönüşür.
Böylece iki kişi de sonuç olarak, başarısızlıktan değil, başarısız olmaktan korktuğu için hiçbir şey yapmamaktan dolayı kaybeder. Bu, öz ketlemenin en tehlikeli boyutudur: insanın kendini koruma içgüdüsü, farkında olmadan kendi potansiyelini gerçekleştirmesinin önüne geçer.
Kendini Gerçekleştiren Kehanet
Bu tür örnekler, öz ketleme davranışlarına eşlik eden bir diğer önemli kavramı gündeme getirir: Kendini Gerçekleştiren Kehanet (Self-Fulfilling Prophecy). Robert K. Merton’a göre, bireylerin herhangi bir konudaki beklentileri, onların duygu ve düşüncelerini şekillendirir; bu da kişinin beklentisini doğrulayacak davranışlar sergilemesine yol açar. Başka bir deyişle, önce bir kehanet ortaya atılır ve ardından kişi bilinçli veya bilinçsiz olarak bu kehaneti doğrulayan davranışlar gerçekleştirir.
Örneğin, henüz işleme girmeden önce “Başarısız olacağım” düşüncesi aklınızdaysa, bu inanç sizi bilinçdışında hatalar yapmaya, ek konfirmeler aramadan aceleyle işlem açmaya itebilir ve işleminiz kayıpla sonuçlanarak kehanetinizin doğrulanmasına yol açar.
Benzer bir mantık, FUDlar için de geçerlidir. Pariteyle ilgili korku uyandıran bir haber ortaya atılır ve düşeceğine dair bir beklenti yayılır, insanlar ellerindeki varlıkları satmaya başlar; bu toplu davranış fiyatın düşmesine yol açar ve olumsuz kehanet gerçekleşmiş olur. Konuyla ilişkili “Kripto fenomenlerine neden güveniliyor? Sosyal psikolojik bağlamda inceleme – Bölüm III” başlıklı yazıma bakabilirsiniz.
Daha detaylı bilgi almak için aşağıdaki videodan yararlanabilirsiniz:
Kendini Gerçekleştiren Kehanet, yalnızca olumsuz boyuttan değerlendirilmemelidir; doğru kullanıldığı ve yönetilebildiği takdirde olumlu sonuçlar da doğurur. Büyük bir hevesle ve motivasyonla başladığınız eğitime dair olumlu beklentiler, cesaretlendirici bir mentöre sahip olmak, hataları gelişim yolculuğunuzda bir basamak olarak görmek başarılı sonuçlar almanıza yardımcı olacak adımlardır.
Bardağın hangi tarafına bakarsanız hayatı da öyle görürsünüz.
Aldığınız bir işlemin sonucunu değerlendirme biçiminiz, benlik saygınıza ve yaklaşımınıza dair önemli sinyaller verir. Benlik saygısı yüksek olan kişiler, kayıpları kişisel bir başarısızlık olarak görmek yerine, sürecin doğal bir parçası olarak kabul ederler. Başarısızlığı tüm özelliklerine genellemek yerine (“Ben hiçbir şeyi başaramıyorum” gibi) kendi geliştirdikleri sistemi ve yaklaşımı değerlendirirler. İşlemlerden elde ettikleri sonuçları ve yaptıkları hataları birer gelişim fırsatı olarak görürler; kayıplar, öğrenme ve ilerleme sürecinin bir parçasıdır.
Buna karşılık, düşük benlik saygısına sahip traderlar ise, başarısızlık durumunda en kötü senaryoları öngörür ve sonuçları genelleyerek düşünürler (“Hiçbir konuda başarılı olamayacağım”). Kayıplarını telafi edebilmek amacıyla dürtüsel davranışlar gösterip tüm kayıplarını tek bir işlemle almaya çalışırlar (bu sayede başarısızlıklarını savuşturabileceklerdir). Ayrıca hatalardan kaçınabilmek için öz-ketleme davranışlarına daha sık başvurur, marketi veya başkalarını suçlama eğilimi gösterebilirler.
Peki neler yapabiliriz?
Kendinizi elde ettiğiniz sonuçlara göre değerlendirmemelisiniz. Hiç kimse tek bir işlemde veya çok kısa bir süre içinde sürekli yüksek başarı elde edemez. Bu nedenle birincil önceliğiniz plana ve sisteme sadık kalmak olmalıdır.
Kayıpları yalnızca kayıp olarak görmeli, bunu kendinize atfetmekten kaçınmalı ve kendinizi “Başarısız biriyim” gibi genelleyici değerlendirmelerle yargılamamalısınız. Örneğin, “Nasıl bu aptallığı yaptım?” gibi eleştirel söylemler yerine, “Neyi gözden kaçırdım?” gibi yapıcı ve çözüm odaklı bir yaklaşım benimsemelisiniz.
Abartılı kazançlar hedeflememelisiniz çünkü bunlar gerçekleşmediğinde benlik saygınızı olumsuz etkileyebilir. Bunun yerine gerçekçi ve aşamalı hedefler belirlemek önemlidir. Süreç boyunca küçük başarılar elde etmek, motivasyonunuzu yüksek tutmanıza ve istikrar sağlamanıza yardımcı olur.
Son olarak, kendinizi başkalarıyla kıyaslamaktan ve başkalarının değerlendirmelerine göre kendinize değer biçmekten kaçınmalısınız. Herkesin öğrenme ve başarı hızı farklıdır; sizin başarılarınız, başkasının kazancı veya kaybıyla doğrudan bağlantılı değildir.
Daha detaylı öneriler için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz:
İleri Okumalar, Yararlanılan Kaynaklar ve Öneriler
- Dr. Brett N. Steenbarger, The Daily Trading Coach
- Baumeister, R. F. (1993). Understanding the inner nature of low self-esteem: Uncertain, fragile, protective, and conflicted.
- Baumeister, R. F., Heatherton, T. F., & Tice, D. M. (1993). When ego-threats lead to self-regulation failure: Negative consequences of high self-esteem.
- Brown, J. D. (1998). Self-development. In The self.
- Higgings, R. L. (1990). Self-handicapping: Historical roots and contemporary branches.
- James, W. (1968). The self. In The self in social interaction.
- Jones, E. E., & Berglas, S. (1978). Control of attributions about the self through self-handicapping strategies: The appeal of alcohol and the role of underachievement. Personality and social psychology bulletin, 4(2), 200-206.
- Kağıtçıbaşı, Ç. (1997). Individualism and collectivism.
- Leary, M. R., Tambor, E. S., Terdal, S. K., & Downs, D. L. (1995). Self-esteem as an interpersonal monitor: The sociometer hypothesis. Journal of personality and social psychology, 68(3), 518.Merton, R. K. (1948). The self-fulfilling prophecy. The antioch review, 8(2), 193-210.
Bu makale yatırım tavsiyesi veya önerisi içermemektedir. Her yatırım ve alım satım hareketi risk içerir ve okuyucular karar verirken kendi araştırmalarını yapmalıdır.





